Burcu Başar

Hamnoy`daki Küçük Kırmızı Kulübe

Lofoten Adalarına hayatımdaki ilk seyahatimde mevsim sonbahardı. Haliyle adada yerli halk dışında oldukça az ziyaretçi vardı. Çoğu yerinde tamamen yalnız olduğum adada – fiyortlara konumlanmış, yapayalnız bir kırmızı kulübe adeta aklımı almıştı. Hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan birisiydi ve halen öyle. Kulübe ile bu ilk tanışmamda kulübenin içinde yalnız bir balıkçının veya hatta bir yazarın yaşadığını hayal etmiştim. Kulübe derken esasen "rorbuer" denilen ve Norveç`in ada bölgeleri başta olmak üzere birçok bölgesinde fazlasıyla görebileceğiniz kırmızı yapılardan bahsediyorum. Rorbuerler özünde balıkçı barınakları olmakla birlikte, günümüzde ve özellikle Lofoten Adalarında, turistik konaklama alanları olarak da kullanılıyor. Benim 2009 yılında aklımı başımdan alan bu kulübe de aslında adadaki konaklama tesislerinin bir parçasını oluşturuyor. Her ne kadar ben bu kulübe ve sahibini çok daha gizemli şekilde hayal etmiş olsam da, bu bilgiyi ilk öğrendiğimde çok seviniyorum. Demek ki ben de bu kulübede veya hemen yakınındaki benzerlerinde konaklayabilirim. Lofoten Adalarına biri sonbaharda bir diğeri ise kışın olan sonraki iki seyahatimde de Lofoten`de artık şüphesiz en favori tesisim olan Eliassen Rorbuer bünyesindeki bu muhteşem kulübelerden birisinde konaklıyorum. Muhteşem diyorum zira kulübelerin içi kendi salonundan, ısıtmalı banyolara ve her şeyden de önemlisi bence Lofoten`in en güzel fiyorduna bakan manzaralarıyla hayatımdaki en güzel konaklama deneyimlerinden birisini sunuyor. Her türlü araç gerece sahip kendi mutfağınıza ek olarak, tesis bünyesinde ayrıca bir restoran da yer alıyor. Siz ama öyle tesis dediğime bakmayın, hayatınızda deneyimleyebileceğiniz en orijinal konaklama deneyimlerinden birisini sunuyor bu kulübeler. Kışın için ama aklınızda olsun – kimi zaman inanılmaz bir fırtına oluyor Hamnoy tarafında ve hemen su kenarında olduğunuz için şiddeti fazlasıyla hissediyorsunuz. Adanın diğer bölgelerine geçiş için kullanmanız gereken köprüde ayakta durabilmek neredeyse imkânsız hale geliyor. İşte bu yüzden köprü onarımında çalışan cesur yürek insanlar kalın bir halatla kendilerini köprü pervazlarına bağlıyor. Siz benim gibi bu tür bir havada köprüden geçmeyi hiç denemeyin bence (yere oturup fırtına biraz sakinleşene kadar parmaklıklara yapışmak zorunda kalabilirsiniz!) – onun yerine kulübenizin camından fırtına ile birlikte köpüren dalgaları izleyip, fonda da Olafur Arnalds`ın Particles şarkısını dinleyin. Fırtınanın şiddetine karşı harika bir tezat sunuyor.