Burcu Başar

Melbourne Sokakları

Avustralya’nın Sidney’in gölgesinde kalan ama her daim gerek gurur duyduğu kahve kültürü gerek ise sokak sanatıyla ben de varım diyen orta boylu şehri Melbourne açıkçası daha ilk bakışta benim aklımı çelmeyi başarıyor. Güzel doğası, sokak sanatı ve yokuşlarıyla San Francisco ve Vancouver karışımı yakıştırmasını yapıyorum Melbourne’a. Şehirdeki ilk ziyaret noktam grafitileriyle ünlü Hosier Lane oluyor. Grafitilerin olduğu bu sokaktan iki adım ötede Melbourne’un son dönem en hip restoranlarından Supernormal da konuşlanmış durumda. Yine Hosier Lane’in hemen yukarısındaki Russell Street ise bir çok havalı iş merkezi ve otele ev sahipliği yapıyor. Bir diğer ifadeyle Melbourne’un en alternatif sokağıyla en ciddi caddesi dip dibe. Aslında bu durum Melbourne’un genel kimliğine de ayna tutuyor. Melbourne’da her kesim ve konsept birbiriyle ahenk içinde varlığını sürdürüyor, genel anlamda şehirde abartıya da yer yok. Ne havalı ve lüks mahalleler sizi normalde olabileceği şekilde diken üstünde tutuyor, ne de daha “underground” olarak niteleyebileceğimiz Hosier Lane gibi bölgelerde yürürken ürküyorsunuz. Kendinizi oldukça rahat hissedebildiğiniz bir şehir. Kış mevsimi olduğu için saat beş gibi hava kararınca Melbourne ile ilgili diğer şehirlerle ilintili tanımlamamı ise hemen genişletmem gerekiyor. Melbourne’un neredeyse ünlü Uzak Doğu gece ışıklandırmasıyla aşık atacak derecede güzel ışıklandırılan bir şehir olduğunu fark ediyorum. Şehrin ana binalarının özenli ışıklandırmasına ek olarak, münferit dükkan ve restoranlar da farklı ve loş ışıklandırmalarıyla ana binalara eşlik ediyorlar. Ben de Melbourne tanımımı Vancouver ve San Francisco karışımı bir şehre Uzak Doğu’nun gece ışıklandırılmasının giydirilmiş hali olarak genişletiyorum. Bu seyahatte Melbourne’a ayrılan sınırlı günlere hayıflanıyorum, Melbourne kültürü, mimarisi ve doğasıyla jetlagi yenmek için kullanmayı planladığım bir duraktan çok daha ötesi.