Burcu Başar

Stockholm, Stockholm Sendromu

İskandinavya’nın en güzel başkenti olduğunu düşündüğüm Stockholm’u kendisini ziyaret etmeden önce tasarımı ve güzel mimarisinden önce Stockholm Sendromu ile biliyordum. Rehinelerin kendilerini esir alan kişiye karşı geliştirdiği bağımlılık ve şefkat hissini izah eden “Stockholm Sendromu” kavramının ne şekilde doğduğuna ilişkin ise hiçbir bilgim yoktu. Stockholm’e ilk kış seyahatimde merkeze yakın olan ve iş çıkışı Stockholm’lülerin uğrak yeri olan bir bistroya da ev sahipliği yapan Nobis Otel’e yerleşiyorum. Ocak ayı olduğu için hava soğuk ve öğleden sonra 3-4 gibi güneş batıyor. Boydan boya camlarıyla öndeki avluya bakan bistro üşümeden dışarıyı izlemek ve iş çıkışı soluğu barlarda alan Stockholm’lüleri gözlemlemek için çok ideal. Bistroda biraz dinlendikten sonra oteli turlamaya başlıyorum. Otelin ünlü spiral merdivenlerini zaten biliyordum. Beni esas şaşırtan ve seyahatimi ayrı boyuta taşıyan konu ise Stockholm Sendromu kavramının doğmasına sebep olan olayın otelin yer aldığı binada gerçekleştiğini öğrenmem oluyor. Meğerse Stockholm Sendromu 1973 yılında Stockholm’de yaşanan ve rehinelerin altı gün esir alındığı bir banka soygunu denemesi neticesinde doğmuş ve konakladığım otel de daha önce bu bankanın yer aldığı binayı kullanmaktaymış! Dört banka görevlisinin kendilerini rehin alan ve hapisten kaçmış bir hükümlüye karşı oluşturdukları bağ öyle bir boyuta varmış ki, rehineler polisten kendilerini rehin alan kişiden daha çok korkar hale gelmişler. Arada oluşan bu bağa oldukça şaşıran polisler, bir dönem rehinelerden birisinin de rehin alanla soygun için işbirliği yaptığını bile düşünmüş. Tarihi binalar ve dizayn ve stil şehri İsveç’i yansıtan havalı mağazalarla çevrili Normalmstrong Meydanına konuşlanmış Nobis Hotel, konaklamasınız dahi bu hikaye ve etkileyici spiral merdiveniyle ziyaret edilmeye kesinlikle değer. Gitmişken bistrosunu da ihmal etmeyin derim.