Burcu Başar

Yeni Zelanda, Wanaka

Queenstown’dan bindiğim Wanaka otobüsü kasabaya vardığında kafam karışıyor. Hava oldukça güneşli ama soğuk. Telefonumu kontrol ediyorum – evet hava 5 derece. E peki o zaman gölün ortasındaki dubada suya atlama hazırlığında olan iki mayolu çocuk ne yapıyor? Benim gibi çok kişinin ilgisini çeken bu durum çocuklara ciddi bir seyirci kitlesi sağlıyor. Arkalarında karlı dağların da manzarasıyla çocukların suya atlamalarını on dakika boyunca bekliyorum. Benden önce pes edenler de oluyor, benden daha sabırlılar da çıkıyor. Daha fazla beklemeyip otelime yöneliyorum. Maalesef suya atladılar mı atlamadılar mı asla bilemeyeceğim. Otelime yürürken uzaktan ünlü Wanaka Ağacı’nı da görüyorum. Wanaka gerçekten de sonbahar renklerine doymak için harika bir yer. Favorim sapsarı yapraklarla kuşanmış ağaçlar oluyor. Otelime varır varmaz, bisiklet kiralıyorum. Az önce valizlerimle yürüdüğüm bu yarım saatlik yokuşu bu sefer bisikletle inmek muhteşem bir keyif. Wanaka’nın ana caddesinde konuşlanmış 7-8 adet güzel kafe/restoran var. Ben de gözüme birisini kestirip, hızlıca öğle yemeğimi yiyorum. Yerimde duramayıp kahvemi de plastik kaba koydurup Wanaka’nın kahve dükkanları, kitapçısı ve spor mağazalarından oluşan ana caddelerinden birisini turluyorum. Wanaka kasaba olarak gayet güzel olsa da, benim planım kasaba etrafında konuşlanmış onlarca doğa parkurunu bisikletle veya yürüyerek keşfetmek. Günlerimi her gün iki farklı parkuru keşfedecek ve farklı bir kafede de yemek yiyecek şekilde şekillendiriyorum. İyi ki de Yeni Zelanda’ya sonbaharda gelmişim. Hem kalabalık değil, hem de doğanın renkleri inanılmaz güzellikte.