Didem Doğan

13. Medya Sanatları Bienali, Santiago de Chile

Deprem sadece toprağın hareketini değil tüm canlıların içinde bulunduğu bir durumu anlatıyor. Yerin altında olan depremler olduğu gibi bir de içimizde olan depremler var, bir de iç ‘felaketler’ var aslında. Nasıl beden ve ruh, fizik ve metafizik bir arada ve bir diğeri olmadan var olmuyorsa, doğa ve canlı da bir, yerin altının sarsılması, yerin üstünün de sarsılması anlamına geliyor, büyük değişim ve dönüşümler başladığı anda her yeri, herkesi, her şeyi değiştirecek cinsten. 13. Medya Sanatları içinden geçtiğimiz büyük paradigma değişiklikleri çağında bu temayı ana kavram, ya da çıkış noktası olarak almış. Küratörlerin kaleme aldığı sunuş yazısında beni bir an duraklatan bir cümle okuyorum. “Aslında doğal felaket diye bir şey yok, doğanın değişimine ayak uyduramayan insanlar var. Toprağın coğrafi ve iklimsel değişimine toplumsal olarak uyum sağlayamayan insan. Felaket insani bir olgu ve onu yaratan bizleriz.” Güzel Sanatlar Müzesi’nde gece Bienal’i gezmek harika. Birçok video yerleştirmesi karanlıkta daha da etkili oluyor. En etkileyici işlerden bazıları; açık duran ve yavaş yavaş hareket ve birkaç dakika boyunca siz seyrederken hiç farkında olmadan birden kapanan bu kapı Mónica Bonvici’nin Slamshut isimli video yerleştirmesi. Yanında bir duvarda camdan bir ışıklı yazı ‘#mementomori’, bu meşhur Grek sözünün dijital çağ durumu, Gabriel Tagre Petrone’ye ait. Bir salonda tepeden naylon iplerle asılmış 1000 adet volkanik taş Ignacio Bahna’ya ait. Bir de Cristobal Cea’nın videosu var, Arca, Nuh’un gemisi hikayesini esin kaynağı alarak kopya müze olarak anılan Güzel Sanatlar Müzesi’ne dair bir iş. Bienal’in en önemli ilham kaynağı şair Ronald Kay. Dünyaca ünlü koreograf ve dansçı Pina Baush’un eşi olarak belki biraz gölgede kalmış, ben de bu Bienal’i ziyaret edene kadar ismini duymamıştım. Ayrıntılar www.bienaldeartesmediales.cl