Didem Doğan

13. yüzyıl Selçuklu Konya’sına yolculuk

Mevlana Müzesi’nin içinde duvarda bi çifte vava rastlıyorum. Arap alfabesindeki Vav harfinin iki tanesinin birbirine bakar şekilde çizildiği hali çifte vavın anlamı oldukça derin. Tasavvufta vav harfinin şekli insanın anne karnındaki hali, tek bir vav değil de çift olmasının ve ikisinin de bir noktada birleşmesinin birlik fikri ile ilgisi olmalı. Vav insanı sembolize eder. Aynı zamanda nümerik bir anlamı da var, çifte vav 66 sayısına denk gelir ebced hesabına göre. Ebced hesabında her bir harfin karşılığı olan sayılar toplanır ve buna göre 66 Allah’ın karşılığına denk gelir… Mevlana Türbesinin arka tarafındaki kapısından çıkıp yolun karşısına geçerseniz oldukça büyük bir mezarlık göreceksiniz. Üçler Mezarlığı; ismini Orta Asya’dan Anadolu’ya müslümanlığı yaymak için Horasan’dan gelen erenlerin mezarlarından almış. Konya’da aslında birçok başka evliyanın, şeyhin türbeleri var, yürüdükçe neredeyse her sokakta karşınıza çıkıyor, Ebu İzak Kazaruni türbesi, Şeyh Sadrettin Konevi türbesi… Konya Selçuklu İmparatorluğu’nun başkentiyken ve kendini bir İran-Türk medeniyeti olarak tanımlamışken, devletin resmi dini Farsçayken, ve dönemin Mevlana gibi en iyi alimleri buradayken, 13. yüzyılda bu topraklara birçok başka alimin gelmiş buralara gelmiş ve şehri ilim merkezi haline getirmişler. Güneşli bir sonbahar günü yğrğmeye devam ediyorum. Konya’nın merkezi denilebilecek Alaaddin Tepesi’nin bulunduğu göbekte sağ taraftan ilerliyorum. Dükkanların sıralandığı sokaklardan birine sapıp ilerleyince bir meydancığa varıyorum, Aziziye Camii bu meydanı süslüyor, taştan Camii uzaktan Selçuklu binası gibi görünse de yapımı 17. yüzyıl ve mimari tarzı farklı, barok motiflerle bezenmiş, altın renkte süslemeler girişindeki tavana Avrupai bir hava vermiş, özellikle minaresi tığla örülmüş gibi narin bir şekilde göğe yükseliyor. Camiiler hep dolu Konya’da, yaşayan, sadece gezilmeyen, ibadet edilen yerler. Camii’nin önündeki parkı andıran alanda sonbahar yaprakları düşerken insanlar güneşin keyfini çıkarıyor. Tekrar ana caddeye doğru döndüğümde İplikçi Camii’ne varıyorum, kiremitten dikdörtgen bir bina. İplikçi Camii bölgesi Mevlana’nın İran’dan babasıyla gelip de yerleştiği ilk bölge ve denildiğine göre Mevlana öldüğünde cenazesi İplikçi Camii’den Türbe’ye olan 500 metrelik yol sekiz saatte katedilmiş, bu büyük dervişle vedalaşmak zor olmuş olmalı. Valilik’in karşı tarafı Şerafettin Camii’nin bulunduğu yer. Şemsi Tebrizi Türbesi de hemen arkasında. Şerafettin Camii de karşı sıradaki İplikçi Camii de, dışarıdan oldukça sade, ana malzeme olarak taşın ve kiremittin kullanıldığı camiiler. Minarelerde bazen ince mavi bir şerit görüyorsunuz. Selçuklu mimarisinin minimalist bir estetiği var, sanki Japonlara özgü sadeliğin en rafine haliyle bir benzerliği var.