Didem Doğan

Angkor’u keşfederken: Angkor Thom ve Phimeanakas

Angkor Wat’ı geride bıraktık, pedallamaya devam ediyoruz, birkaç kilometre sonra geçeceğimiz nehrin üzerindeki köprüde sıra sıra dizilmiş heykeller başka bir merkezin habercisi. Angkor Thom, Kimer İmparatorluğu’nun en son ve en uzun süreli şehri, o dönem yüz binden fazla insanın yaşadığı bir yerdi, 16. yüzyılda tamamen terkedildi. Phimeanakas (kutsal tapınak); Angkor Thom’a girip ilerlediğinizde solda karşılaştığımız ilk büyük yapı; bisikletlerimizi park ettik, suyun üzerine inşa edilmiş uzun köprüden geçerek yaklaşıyoruz, üç katlı bir piramiti andırıyor. Burası Phimeanakas, 10. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş Hindu tapınağı. Merdivenlerle en üst kata kadar çıkıyoruz; orjinal halinde en üstte bir kulenin olduğunu öğreniyoruz; yine de oldukça iyi korunmuş. En yukarıya ulaştığımızda manzarayı bırakıp da tekrar aşağı inemiyoruz bir türlü, rahiplerin dua ederken mırıldandığı tek düze sesler ormanın içinden bizim bulunduğumuz yere kadar ulaşıyor. Burada kalakalıyoruz. Bir zaman sonra tapınağı arkadan dolaştığımızda arka tarafında tüm bir cepheyi kaplayan uzanmış bir Buda siluetini fark ediyoruz. Phimeanakas’ın devamında Fil terası denilen alan var, burası yaklaşık 350 metre uzunluğunda kralın halkı selamladığı, zaferden dönen ordusunu karşıladığı yer. Duvarlarda fil kabartmaları, tapınağın olduğu yerden daha önde, gerçekten bir karşılama alanı.