Didem Doğan

Çukurbağ Köyü’nün Düşler Akademisi: başka bir dünyaya açılan kapı

Kaş’ın hemen üzerinde yükselen dağdaki Çukurbağ Köyü’nde bir dönem hizmet vermiş Çukurbağ İlkokulu 2014’ten beri İstanbul merkezli Düşler Akademisi’nin Akdeniz’deki ayağı olarak hem engelliler üzerine odaklanan ‘Alternatif Kamp, hem de ergenlik dönemindeki dezavantajlı genç kızlar üzerine odaklanan ‘Kızlar Atakta’ projelerinin gerçekleştiği açık hava alanı. Üçüncü senesine giren Kızlar Atakta projesini yürüten Alper Akça’ya projenin hikayesini sordum. Kendisinden dinliyoruz. “Kadın güçlendirme kavramı Türkiye’de pek konuşulmazken bu kavramlar üzerinde düşünmeye başlamıştım. Engelliler için yürüttüğümüz ‘Alternatif Kampın farklı bir versiyonu olarak. Ağırlıklı olarak Amerika’da, Hindistan’dan Pakistan’a, toplumsal cinsiyet ayırımının çok büyük olduğu yerlerde sosyal dezavantajlı güçlendirme programları yürütülüyor. Bunlar farklı şekilde yürütülüyor, kişisel gelişim yapanlar da var, yıllık programlar da var. Biz ‘Alternatif Kamp’ta spor odaklı yaptığımız için güçlendirme programında zor, ekstrem sporlarla birleştirdik. Programın ismi ‘12-18 yaş ergenlik dönemindeki genç kızları açık hava deneyimi ile güçlendirme programı’. Dolayısıyla açık hava içinde, birer haftalık programlar ile oluyor, 10 ila 15 çocuk olabiliyor haftada. Programın içerisinde genç kadın gönüllüler de var. 2009’da yazdığım proje Türkiye’deki yerlerden red almıştı. Şu an tüm dünyada son 3-4 senedir toplumsal cinsiyet ayrımı Devlet ve Devlet üstü politikalarda yer alıyor. Özellikle Birleşmiş Milletler’in ‘He for she’ kampanyası ile beraber tüm fonlar ve ilgi de buralara akıyor son dönemde. Kadın gücü yine devreye giriyor aslında, sıkışan kapitalizmi devreye sokacak olan yine kadınlar. Geçmiş zamanlarda da böyle olmuş, ilginç bir şeydir o yüzden. Kadın gücüne ihtiyaç var, ataerkil yapı ve erkek enerjisinin baskın olduğu bu yapının bir dengeye ihtiyacı var. Dünya ana, toprak ana, kadın enerijisine bir ihtiyaç olduğu için kadın fikri, ezilen kadınların artık ezilmemesi gerektiği fikri ortaya çıktı diye düşünüyorum. Kızlar Atakta projesini yazmıştım, rafta bekliyordu. Kurumsal dünyayı bıraktıktan sonra Empower Vakfı, merkezi Amerika’da olan bir vakıf, gençlik projelerine fon sağlayan bir kuruluş, gelişmekte olan ülkelere odaklanmışlar, finans dünyasından insanlar bunlar, hem bireysel hem kurumsal finansörleri var. Biz bu pazarlardan para kazanıyoruz, oralara yatırım yapalım mantığı ile hareket ediyorlar, bir nevi sosyal yatırım, Vakfın amacı fon dağıtmak zaten. Gelişmekte olan ülkelerde sadece gençlik projelerine dağıtıyor. En çok da Hindistan’da proje yürütüyorlar. Türkiye’ye girmeye karar veriyorlar. Türkiye’deki kıdemli program sorumlu Bikmen ile yolumuz kesişti, bize elimizde proje var mı diye sordu, sohbet ederken bizim projeden bahsettim, çok heyecanlandı. Türkiye’de gerçekten yok, açık hava deneyimi, genç kızlar üzerine ve ergenlik çağı çok önemlidir. Devletin koruma altına aldığı, travmatik geçmişi olan, annesi babası olmayan, ya da suça karışmış, suça itilmiş çocuklarla çalışabilirdik. Biz o hedef kitleyi belirledikten sonra kaynak havuzu aramaya başladık. STK’lara gittik, STKlarla çalışamadık. Aile Bakanlığı bizimle çalışmayı kabul etti. Gruplarımız Aile Bakanlığı’na bağlı Devlet’in koruma altına aldığı çocuklar, bunlar da Sevgi Evi, Koruyucu Aile, Çocuk Destek Merkezi var, Türkiye’de 14.000 çocuk koruma altında resmi koruma altında, 100.000 çocuk dolaylı yoldan koruma altında. Yaklaşık 120.000 kişilik bir kitleden bahsediyoruz. Biz üç senedir Aile Bakanlığı ile çalışıyoruz. İlk sene Sevgi Evleri ve Rehabilitasyon Merkezleri ile çalıştık. Oradan, yurtlardan çocuklar geldi. İkinci sene Koruyucu Ailelerin yanında kalan çocuklar geldi, bu sene üçüncü sene de Çodem’ler ile çalıştık, bunların hepsi Aile Bakanlığı’na bağlı. Türkiye’nin 81 iline yayılmış, genelde şehrin biraz dışında binalarda kalan çocuklar ve travmatik çocuklar (cinsel istismara maruz kalmış, suça itilmiş, suça karışmış, mahkemelik, vs.). Projede kimsenin yüzünü gösteremiyoruz. Başlarında öğretmenleri ve sosyal çalışanları olarak iki kişiyle (Anne diyorlar onlara), yurttan kendi araçlarıyla, şoförleriyle buraya geliyorlar ve bir hafta kalıyorlar, bir hafta boyunca da biz onlara program uyguluyoruz. İlk sene pilot, ikinci sene kalfalık oldu, ve tekrar iki senelik daha bir fon aldık. Bir marka haline geldi, içeriğini kendimiz geliştirdik. Gönüllü eğitmenler geliyor, ihtiyaca göre profesyonel destek de alıyoruz. Tercihimiz üniversite mezunu gönüllüler, çünkü rol model kadın diyoruz. Sadece geçen sene 450’ye yakın gönüllülük başvuru geldi, biz 60’ını kabul edebildik. Bir hafta sonunda ölçümleniyor, ‘iyi oluş ölçeği’, Rosenberg ölçeğine göre süreç değerlendiriliyor, ön test-son test, bir akışımız var, sosyal etki raporlaması deniyor buna ve rapor yayınlanıyor, hatta akademisyenlerden danışmanlık alıyoruz ve projeyi maksimize ediyoruz. Sosyal etkiye göre projenin destekçileri ve gönüllüleri yer alıyorlar.” Alper Akça’nın ‘dönüşüm’ temalı fotoğraf sergisi ‘Trans-form’ Akademi’de ziyaret edilebilir.