Didem Doğan

Guggenheim Müzesi, Hilma af Klint sergisi

Manhattan’ın yukarı Doğu kısmında 89. cadde üzerinde bulunan maden zengini koleksiyoner Guggenheim’ın ismini taşıyan ve Frank Lloyd Wright imzalı ikonik yapı Guggenheim Müzesi New York’un belli başlı çağdaş sanat mekanlarından bir diğeri. Guggenheim’da hangi sergiyi gezerseniz gezin kendinizi bir sanat eserinin içindeki bir sanat eserine bakan biri olarak, hikayenin içinde hikayenin dinleyicisi olarak bulacaksınız. Belki sergide sergilenen eserlerden çok müzenin kendisini fotoğraflayacaksınız. Bir deniz kabuğunu andıran bu spiral şeklindeki yapının içindeyken alt kattan üst katlara kadar kıvrılan koridorlarda inip çıkarken her köşesinden farklı bir perspektife sahipsiniz.

İsveçli ressam Hilma af Klint’in Guggenheim’ın beş katına yayılan koleksiyonu sanatçının hayatındaki önemli  bir kırılma noktasında kendini sanatı aracılığı ile transandantal bir boyutla bağ kurduğu çalışmaların tamamını kapsıyor. Soyut, ‘abstrakt’ resim olarak tanımlanan sanatı aslında ruhani olarak tanımlamış kendisi. Kandisnkyi, Modrian gibi ressamların eserlerinden seneler önce yapılmış bu resimleri sanatçı çok uzun süre gizli tutmuş; hatta ölümünden ancak yirmi yıl sonra sergilenmesini vasiyet etmiş. Eserleri yaklaşık seksen sene kadar gizli kalmış. Bunun sanatçının ilginç hayat hikayesi ile yakın derecede ilgisi var. Af Klint’in vizyonları, diğer dünya ile olan bağı ona dairesel, bir spiral şeklindeki çok katlı bir tapınak için resimler yapmasını söyleyen farklı boyutlardaki ruhlarla ilişkili. Guggenheim’in Frank Lloyd tarafından tasarlanan bu deniz kabuğunu andıran ikonik dairesel binası sanki sanatçının eserlerini bekleyen tapınağın kendisi. Serginin girişinde sizi karşılayan on büyük yapıt ‘Tapınak için Resimler’in duvarı kaplayan büyük on tanesi, pastel, rengarenk, dairesel şekillerle kaplı bu resimlerin mutluluk veren bir etkisi var. Daha güzel bir öte dünyaya aitler sanki. Üst katlara çıktıkça onun bu öte alemlere yolculuğu birçok kavram etrafında toplanan resimlerde saklı: evrim, karşıtlık, düalite, geometrik şekiller, üçgenler, daireler; sanatçı ve kendisi ile aynı deneyimi yaşayan diğer dört kadın ressamla, kendilerine ‘Beş’ ismini veren bu grup, sanatlarını öte alemle kurdukları bu bağın bir aracı olarak görmüşler. Af Klint Teozifi ve Rosicrucianism adlın iki ezoterik inanç sistemi ile haşır neşir; kendisi bir Luteryen Hristiyan olmakla birlikte Budizm ve Hinduizmden etkilenen Teozofi ile de Ortaçağ Hristiyanlığından esinlenen Rosicrucianism ile de yakından alakalı. Sonuçta Af Klint kendisinin sadece bir aracı, bir kanal, ona gelen vizyonların ifade eden biri olarak görüyordu. En üst katta Af Klint’e ithafen Amerikalı çağdaş sanatçı Quaytman’ın eserlerine giriş olarak söylediği şekilde Af Klint iki emre uyuyordu: ‘İtaat et’; ‘Sadece kısmen anla’, bir sanatçının peygamberlikle aynı çizgide yürüyen biri olduğuna olan inancıydı belki inandığı.