Didem Doğan

Midtown Manhattan

Central Park’ın güney sınırı 59. cadde ile Union Square’in olduğu 14. cadde arasındaki alan Midtown, orta şehir denen yer. Yirminci yüzyılı başında yapılmış en ünlü New York binaların bulunduğu bölge. Yapıldığı dönemde en yüksek bina olma sıfatını uzun süre elinde tutan Empire State binasında giriş ücreti ödeyerek en üst katındaki terastan Manhattan’ın demir yığınının nasıl da dünyanın belki de en ünlü şehir manzarasına dönüştüğünü seyredebilirsiniz. The Grand Central Terminal 19. yüzyıl ihtişamını yansıtan tren istasyonu renove edilerek eski görkemine kavuşmuş. Penn Station daha yoğun olarak kullanılsa da Grand Central Terminal eski zamanların görkemini yaşatan bir havası var; astrolojik desenli pastel yeşil kubbesi, demir pencereleri, avizeleri, büyük saati ve her biri farklı yönlere giden yüzlerce insan size bir film setindeymişsiniz hissini verecek, mutlaka içine girmelisiniz. Hemen yakınlarında beşinci cadde ile kırkikinci caddenin kesişimindeki New York Public Library halka açık kütüphane, içine girebilir ya da avlusundaki sütunların önünde oturabilirsiniz. Bitişiğindeki Bryant Park’ta bir buz pateni pisti bulacaksınız. Filmlerden tanıdığımız Rockefeller Center önündeki buz pateni ise Times Meydanı yakınlarında; hemen ilerisinde ise meşhur tiyatro Radio City Music Hall yer alıyor. Beşinci caddeyi yirmi üçe kadar inerseniz bir başka ikonik bina üçgen, hatta bir ütüye benzeyen Flatiron Building’e varacaksınız. New York’u New York yapan şeylerin başında mimari stiller geliyor. En eski geleneksel kiremit evlerden gökdelenlere bu kadar farklı stilin bir arada böylesine bir görüntü oluşturması, nehrin yanıbaşında olup suya bu denli uzak hissettirmesi, bu şehri kendine has yapan özelliklerin başında. Chelsea’den Union Square’e yürürken geleneksel New York evleri kiremit kaplı dış yüzeyi ve dışarıdaki yangın merdivenleri ile kahverengi, yeşil, gri çeşit çeşit renklerle sıralanıyorlar.