Didem Doğan

Müzeler adası: Thyssen Bornemisza Müzesi

Prado Geçisi’nde bulunan üç önemli müze: Prado Müzesi, Arte Reina Sofia Müzesi ve Thyssen Müzesi. Thyssen Bornemisza Müzesi’ni geziyoruz bu sefer. Müzenin kuruluş hikayesi sizi çok şaşırtmayacak, Thyssen ailesinin kişisel koleksiyonu. 13. yüzyıldan 20. yüzyıla geniş bir yelpazede birçok sanat eseri toplanmış. Açılışı dini resimler yapıyor. Evanjelistler sırasıyla dizilmişler: San Mateo, San Marcos, San Lucas, San Juan… Daha sonra portreler salonuna geçiyoruz. Portrait of a lady, Hans Balding Grien, 16. yüzyıl. Müzede gözünüze hemen çarpan tablolardan. Resimdeki kadının kim olduğu çokça tartışılmış ve temsili bir kadın figürü olduğuna karar verilmiş… Portrait of Giovanna Tornabuoni, Domenico Ghirlandaio, 15. yüzyıl Floransa portrelerinin kusursuz bir örneği. Bedenin üst kısmı tam profilden harika bir açıyla resmedilmiş, fonda kişisel eşyalar ve bir de epigram yazılı (özlü söz). Komik bir şekilde bugünün sıkça rastlanan selfielerini düşünüyorum, bir kişisel fotoğraf, kişisel bir hashtag. Günümüzde binlerce defa paylaşılan kişisel portrelerin daha altı yüz kadar önce bazı ayrıcalıklı insanların hayatlarında bir defalığına sahip olduğu bir resmedilme şansı olduğu… The West Façade of the Church of Saint Mary in Utrecht, Pieter Jansz. Saenredam. Hollandalı ressamın 17. yüzyıla ait bu tablosunda Utrecht’teki kilisenin ön cephesi resmedilmiş. Hem mimar, hem ressam olan Saenredam’ın kullandığı teknik bir inovasyon olarak kabul ediliyor. Önce gerçek mekanda yapının ölçülerini almış, daha sonra stüdyoda çizimini…Ve son olarak 20. yüzyıl Kuzey Amerika ressamlarının tablolarına geliyoruz. Edward Hopper, benim favori ressamım. 20. yüzyılın Amerikan ressamı yalnız insanları konu alan tablolarıyla tanınıyor. Hopper’ın en sevdiğim tablosu, otel odasında yatağın üzerine oturmuş kadın, Barcelona’da bir sergide, yine göremiyorum, bir önceki gelişimde de başka bir sergideydi… İki resmi daha siz açıklamayı okumadan uzaktan bile Hopper tablosu olarak kendini belli ediyor. Resimdeki ışıktan sanırım. Biri ‘Dead Tree and Side of Lombard House, 1931’, diğeri ise ‘The "Martha McKeen" of Wellfleet, 1944. Yalnızlık duygusu verdiği kadar özgürlük çağrısı da olan tablolar. Hüzün kadar aydınlık ve ferahlık dolduruyor insanın içini.