Didem Doğan

New York müzeleri: MOMA

Picasso’nun ‘Avinyonlu Kadınlar’ı, Van Gogh’un ‘Yıldızlı Geceler’i, Warhol’un ‘Son Yemek’i, Magritte’in ‘Aşıklar’ı, Dali’nin ‘Belleğin Azmi’; bugün klasikleşmiş bu tablolar 1929’da açılan Modern Sanat Müzesi için o döneme göre hayli avantgarde ve provokatif eserleri olmalıydı. New York’un sanat mekanları büyük ölçüde özel şirketlerin desteklerine, sponsorluklarına, bir filantropi halini alan sanatın desteklenmesi faaliyetlerine dayanıyor. Moma’nın kuruluşu da meşhur Rockefeller ailesinin insiyatifi ile olmuş. Rockefeller Moma’yı ziyaret ettiğinde ‘Politika hakkında her şeyi Modern Sanat Müzesi’nde öğrendim.’ dediği söylenir. Bu denli provokatif eserlerin bu denli sistemi koruyan şirketlerce destekleniyor olmasında bir çelişki yatıyor. Fakat New York’ta sanat tamamen bir ‘business’ aslında. Andy Warhol’un altın Marilyn Monroe tablosu ölüm ve şöhret temalarını ikonlaşmış bir yüzde bir araya getiriyor. Bir diğer meşhur tablosu Son Yemek Da Vinci’nin tablosunu temel alarak yirminci yüzyılın sonundaki pop ikonlarını, pembe bir Dove sabun logosu ile mavi bir General Electric logosunu tabloya yerleştirerek şirketin ‘General Elektrik iyi şeyleri gün ışığına çıkarır’ sloganına referans vererek kutsallık ile kapitalizm bağını kuruyor belki de. Müzede son derece ünlü tabloların, Van Gogh’un Yıldızlı Geceler’i, Picasso, Monet’nin her tablosu önündeki kalabalıklardan sıyrılıp giriş katındaki avluda duvarda oynatılan videoları seyretmeye başlıyoruz. Bu dans videolarının devamındaki sergide Judson Dans Tiyatrosu’nun ‘The work is never done’ adlı sergide 1960’larda New York’un sanat mahallesi Greenwich Village bölgesinde bir kilisede gerçekleştirdikleri atölyeler, koreografinin ne olduğunu sorguladıkları doğaçlama çalışmaları anlatılıyor.