Didem Doğan

Pera Müzesi'nde De Chirico, ‘Dünyanın Gizemi’

De Chirico’yu Pera Müzesi’ndeki sergide tanıdım. Köklerinin Osmanlı zamanına gittiğine, İstanbul’a kadar uzandığına hayret ediyorum. Yunanistan doğumlu İtalyan asıllı ressamın babası 19. yüzyılda tren inşasında çalışmak için geldiği Osmanlı topraklarında İstanbul Büyükdere’de yaşamış, annesi ise İzmir doğumluymuş. Kendi çocukluğu Yunanistan’da, hayatının büyük bir kısmı da İtalya’da geçmiş, tam bir Akdeniz mozaiği… Sanatını açıklamak için kullanılan kavramlardan biri ‘Akdeniz mitolojisi’: Mitoloji- Ali Artun’un e-skop’taki makalesine referansla De Chirico'ya göre, "insan hayatında, çocukluktan kalma ilk imajlar zamanla derin düşüncelere dönüşür”. Ve bu derin düşünceler bir tür kişisel mitoloji oluşturur.”- Van Gogh’un peşini bırakmayan sarı arabayı hatırlıyorum-. Sergiyi ressamın yaptığı yolculuğa tanık oluyormuş gibi geziyoruz. Klasik resim, sonra metafizik sanat diye adlandırdıkları tabloları, tekrar klasikleri kopyaladığı yıllar, metafiziği yeniden denemesi… 1910 sularında bir aydınlanma yaşıyor, Floransa’da Santa Croce Meydanı, Dante heykelinin önünde “sanki her şeyi ilk kez görüyormuş gibi tuhaf bir izlenime kapılması’na yol açıyor: ‘Bir Güz Öğleden Sonrasının Muamması’. Devamında gelen ilk ‘metafizik’ yapıtlar tedirgin edici boş İtalyan meydanları, huzursuz edici mankenler, klostrofobik iç mekanlar, geometrik aletler, tuhaf nesneler…Ferrara, Roma, Paris’te geçirdiği yaklaşık 10 yıl bugün en orjinal bulunan resimlerini yaptığı yıllar. Bir dönem sürrealistlerle yakınlaşmış, gerçeküstücü akımın öncesi André Breton, onu göklere çıkarmış önce, sonra kısa süreli yol arkadaşlığı bitince yerden yere vurmuş. De Chirico’nun gerçeküstü resimlerinde Antik Yunan’ın tanrıları odanın içinde, yerdeki parkeler havuz, içinde yüzen Grek heykeller, onları seyreden takım elbiseli adamlar… Kaligramlar serisi: iki güneşli, iki aylı, birbirine bağlı yanan ve sönen güneşler, aylar… Bir dönem yazıyla da uğraşır, böyle bir ‘soyut’, ‘metafizik’ sanatın arkasında birçok düşünce olmalı. Yine Artun’un aynı makalede açıklandığı gibi, De Chirico'nun perspektif düşkünlüğünün arkasındaki bir başka etken, Nietzsche'nin perspektivizm düşüncesidir. Mutlak, nesnel/bilimsel bir hakikatin mümkün olmadığını öne süren Nietzsche, doğruların ancak baktığımız farklı perspektiflere göre inşa edilebileceğini savunur… Aslında De Chirico'nun bütün resimleri birtakım dekorlardan oluşur. Bu tesadüfi değildir, sanatçının estetiğini tamamlayan bir yaklaşımdır. Çünkü bu estetiğin kaynağındaki Rönesans düşüncesinde, mimarlık, perspektif ve tiyatro hep birbirine geçer.”… Metafizik resimde mekanların bu kadar ön planda olması bu yüzden demek…Geometriyi ve perspektifi düşününce Escher’i hatırlamamak mümkün mü? O kusursuz bir matematikle anlatır, De Chirico ise rüyalarda kendini tekrar eden figürlerdeki gibi bilinçaltının anlaşılmaz dünyasını betimler sanki, onun için mi ‘enigma’ kelimesi bu kadar sık geçer. Bir muammayı betimlemeye çalıştığından belki…