Didem Doğan

San Francisco’da bir gün: kafeler, kitapçılar, tepeler

San Francisco ile İstanbul arasında ne çok benzerlik var: bir İstanbullu için çıkması pek zor olmayan ama oldukça dik yokuşları, asmalı köprüsü, şehrin bohem havası, yokuşların şehre verdiği perspektif, bir yokuşu tırmanıp sonra durup arkaya bakma hali, dönüp farklı bir açıdan şehri seyretme keyfi… Kaldığımız yer Union Square, şehrin tam merkezi. New York’taki Wall Street bölgesine benzetiyoruz. Aslında San Francisco’da birçok şeyi New York’a benzetiyoruz, sadece daha sakin ve telaşsız görünüyor gözümüze. Sabah kahvaltısı için Çin Mahallesi’nin Dragon Kapısı’nın karşı köşesindeki Café de la Presse’teyiz. Köşebaşını tutmuş bu kafenin Fransızca ismi ve havası ile Avrupai bir havası var. Hemen karşısından girdiğimiz Chinatown Asya dışındaki en büyük Çin mahallesi. Dünyanın herhangi bir yerindeki çin mahallesine benzer tanıdık eşyaları satan dükkanlar. China Town’dan çıkıp Broadway’e doğru ilerliyoruz ve şehrin meşhur kitapçısını buluyoruz. San Franciso’nun bohem ve edebi bir namı var, bu biraz da beat kuşağının öncü yazarlarından Jeak Kerouc’tan geliyor. Meşhur yazar bu şehirde bir dönem sıkça takıldığı bir pub’ın bulunduğu sokağa ismi de verilmiş. Çin Mahallesini’nden çıkıp da Broadway tarafına doğru yürüdüğünüzde köşede ince uzun bir kitapçı, vitrininde ismi yazılı, 53’ten beri bir yayıncı ve kitapçı olarak faaliyet gösteren bu yer şehrin sembollerinden biri. Barnes and Noble gibi devasa kat kat her kitabı bulabileceğiniz bir yer değil, ama seçilmiş kitapları bulabileceğiniz bir yer olduğu için ‘kimlikli’ bir yer diyebiliriz. Bu kitapçıya girmeyi ihmal etmeyin!